İstifa, iş sözleşmesinin işçi tarafından tek taraflı ve sebep gösterilmeksizin sona erdirilmesidir. Ancak istifanın türü, tazminat haklarının doğup doğmayacağını doğrudan belirlediğinden usulüne uygun hareket etmek büyük önem taşır.
İşçinin haklı bir neden olmaksızın işten ayrılması, kural olarak kıdem ve ihbar tazminatı hakkı doğurmaz. 4857 sayılı İş Kanunu m.17 uyarınca bildirim sürelerine uymadan ayrılan işçi, işverene ihbar tazminatı ödemek durumunda dahi kalabilir.
Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre istifa iradesinin açık, kesin ve tereddüde yer vermeyecek biçimde ortaya konması aranır. Baskı veya işveren kusuruyla yazdırılan istifa dilekçeleri gerçek bir istifa olarak kabul edilmez.
İşçi, 4857 sayılı İş Kanunu m.24'te sayılan sağlık, ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırılık ya da zorlayıcı sebeplerin varlığında sözleşmeyi haklı nedenle derhal feshedebilir. Ücretin ödenmemesi veya sigorta priminin eksik yatırılması bu kapsamda sık karşılaşılan hallerdir.
Haklı nedenle fesih halinde işçi kıdem tazminatına hak kazanır; kıdem tazminatı halen yürürlükte olan 1475 sayılı İş Kanunu m.14 hükmüne göre hesaplanır. Bu durumda ayrılma bir istifa değil, haklı fesih olarak nitelendirilir.
İstifa etse dahi işçinin ödenmemiş ücret, fazla mesai, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ile kullandırılmayan yıllık izin alacakları saklı kalır. Kullanılmayan yıllık izin ücreti 4857 sayılı İş Kanunu m.59 uyarınca sözleşmenin sona ermesinde ödenir.
İşverenin sunduğu ibraname, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.420'deki şekil şartlarını taşımıyorsa geçersiz sayılabilir. Bu nedenle imzalanan belgelerin içeriği ve tarihinin dikkatle değerlendirilmesi gerekir.
İşçi alacaklarına ilişkin taleplerde, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m.3 uyarınca dava şartıdır. Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret, fazla çalışma, yıllık izin ve tatil alacakları bu kapsamdadır. İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları ise dava şartı arabuluculuğun dışında tutulmuştur. Bu ayrım, başvurunun kapsamının baştan doğru belirlenmesini gerektirir. İşe iade istemi bakımından da arabuluculuk zorunlu olup, ayrıca kanunda öngörülen kısa başvuru süresine uyulmalıdır.
Arabuluculuk başvurusu, karşı tarafın yerleşim yeri veya işin yapıldığı yerdeki arabuluculuk bürosuna yapılır. Görüşmeler anlaşmayla sonuçlanırsa düzenlenen belge, kanunda öngörülen koşullarla ilam niteliği kazanır ve icra edilebilir. Anlaşma sağlanamazsa son tutanağın dava dilekçesine eklenmesi zorunludur; eklenmemesi hâlinde mahkeme kesin süre verir ve eksiklik giderilmezse dava usulden reddedilir. Anlaşma belgesinde alacak kalemlerinin tek tek gösterilmesi, sonradan doğabilecek kapsam tartışmalarını önler. Genel ve soyut ifadelerle düzenlenen ibra sonucu doğuran metinlerin geçerliliği ise ayrıca denetlenir.
İş sözleşmesinden doğan alacaklarda zamanaşımı, alacağın türüne göre belirlenir. 4857 sayılı İş Kanunu ek m.3 uyarınca kıdem tazminatı, bildirim şartına uyulmaksızın fesihten doğan tazminat, kötüniyet tazminatı, eşit davranma ilkesine aykırılıktan doğan tazminat ve yıllık izin ücreti alacakları beş yıllık zamanaşımına tabidir. Bu süre, iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren işlemeye başlar. İstifa hâlinde de fesih iradesinin karşı tarafa ulaştığı ve sözleşmenin son bulduğu tarih esas alınır. Bu nedenle istifa dilekçesinin tarihinin ve tebliğinin belgelenmesi önem taşır.
Ücret, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti gibi ücret niteliğindeki alacaklar da beş yıllık zamanaşımına tabidir. Bu alacaklarda süre, her bir alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren ayrı ayrı işler; bu nedenle çok geriye giden talepler kısmen zamanaşımına uğrayabilir. Zamanaşımı def'i mahkemece kendiliğinden dikkate alınmaz; davalının usulüne uygun biçimde ve süresinde ileri sürmesi gerekir. Arabuluculukta geçen süre ise zamanaşımının hesabında dikkate alınmaz. Belirsiz alacak veya kısmi dava tercihinin zamanaşımına etkisi de baştan değerlendirilmelidir.
Kural olarak alamaz; ancak 4857 sayılı İş Kanunu m.24'teki haklı nedenlerden birine dayanılarak fesih yapılırsa 1475 sayılı Kanun m.14 uyarınca kıdem tazminatı doğar.
Evet. İstifa, ödenmemiş ücret, fazla mesai ve kullanılmayan yıllık izin gibi doğmuş işçilik alacaklarını ortadan kaldırmaz; bu alacaklar saklı kalır.
Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre irade fesada uğratılarak veya baskıyla alınan istifa gerçek bir istifa sayılmaz ve geçersiz kabul edilebilir.
Kıdem-ihbar tazminatından işçilik alacaklarına, iş kazasından mobbinge kadar tüm iş hukuku uyuşmazlıklarında CMY Hukuk & Danışmanlık olarak süreçlerinizi yürütüyoruz. Bize ulaşın.
İşçinin Kişisel Verilerinin Korunması hakkında bilgi ve hukuki destek.
Devamını oku ›MakaleFeshin Son Çare (Ultima Ratio) İlkesi hakkında bilgi ve hukuki destek.
Devamını oku ›MakaleToplu İşçi Çıkarma hakkında bilgi ve hukuki destek.
Devamını oku ›Makaleİş Yargısında Görev ve Yetki hakkında bilgi ve hukuki destek.
Devamını oku ›MakaleKıdem Tazminatı Şartları ve Hesabı hakkında bilgi ve hukuki destek.
Devamını oku ›Makaleİhbar Tazminatı hakkında bilgi ve hukuki destek.
Devamını oku ›