Kısmi süreli çalışma, haftalık çalışma süresinin tam süreli emsaline göre önemli ölçüde az belirlendiği çalışmadır; çağrı üzerine çalışma ise bunun özel bir türüdür.
Kısmi süreli iş sözleşmesi, işçinin normal haftalık çalışma süresinin, tam süreli çalışan emsal işçiye göre önemli ölçüde daha az belirlendiği sözleşmedir. Kısmi süreli çalışan işçi, ayrımı haklı kılan bir sebep olmadıkça tam süreli emsaline göre farklı işleme tabi tutulamaz.
Kısmi süreli çalışan işçinin ücret ve bölünebilir hakları, tam süreli emsal işçiye göre çalıştığı süreyle orantılı olarak ödenir. Yıllık izin ve diğer haklar bakımından da bu orantılılık esası gözetilir.
Çağrı üzerine çalışma, kısmi süreli çalışmanın bir türüdür; işçinin, iş görme ediminin ihtiyaç duyulduğunda yerine getirileceğinin kararlaştırıldığı çalışmadır. Süre belirlenmemişse, kanun haftalık belirli bir süreyi kararlaştırılmış sayar.
İşçinin ne kadar süreyle çalışacağı belirlenmemişse, işveren her çağrıda işçiyi önceden bildirimde bulunarak çağırmak zorundadır. Çağrı yapılmasa da, kararlaştırılan sürenin ücreti işçiye ödenir.
Kısmi süreli ve çağrı üzerine çalışmada hakların orantılı biçimde korunması önemlidir. İş sözleşmenizin değerlendirilmesi için hukuki destek alabilirsiniz.
Kısmi süreli veya çağrı üzerine çalışan işçinin ücret, fazla çalışma, yıllık izin ve tazminat talepleri bakımından dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır (7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m.3). Anlaşma sağlanamazsa düzenlenen son tutanağın dava dilekçesine eklenmesi gerekir; eklenmemesi hâlinde dava esasa girilmeksizin usulden reddedilir. İş kazası veya meslek hastalığından doğan maddi ve manevi tazminat istemleri ise bu dava şartının dışında tutulmuştur. Arabuluculuk sürecinde ulaşılan anlaşmanın kapsamı dışında kalan alacaklar bakımından dava yolu açık kalır; bu husus son tutanakta açıkça gösterilmelidir.
Görevli mahkeme iş mahkemesidir; iş mahkemesi kurulmayan yerlerde davalara asliye hukuk mahkemesi bu sıfatla bakar. Yetkili mahkeme, davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri ile işin yapıldığı yer mahkemesidir (7036 sayılı Kanun m.6). Çağrı üzerine çalışmada işin farklı yerlerde görülmesi hâlinde işçinin fiilen çalıştırıldığı yer esas alınır. Bu yetki kuralına aykırı yetki sözleşmeleri geçersiz olduğundan, iş sözleşmesindeki aksi yöndeki kayıtlar sonuç doğurmaz. Aynı işverene karşı birden fazla işçinin talebi bulunsa dahi her dosya kendi çalışma düzenine göre ayrı değerlendirilir. Bu nedenle tek tip dilekçe kullanımı hatalıdır.
Kısmi süreli çalışmada en çok tartışılan konu, haftalık çalışma süresinin ve fiilen çalışılan günlerin belirlenmesidir. Yazılı iş sözleşmesi, puantaj kayıtları, iş yeri giriş çıkış kayıtları, vardiya çizelgeleri, sosyal güvenlik bildirgeleri ve banka ödeme kayıtları temel delilleri oluşturur. Sosyal güvenlik kayıtlarındaki prim gün sayısı, çalışma düzeninin ortaya konmasında güçlü bir gösterge sayılır. Yazılı belge bulunmadığında tanık beyanlarına başvurulur; ancak tanık anlatımlarının tutarlı olması beklenir. Ücret bordrolarındaki imzaların ihtirazi kayıt taşıyıp taşımadığı da değerlendirme bakımından belirleyici olabilir; ihtirazi kayıt bulunmayan bordrolar aksi ispatlanabilir belge sayılır.
İspat yükünün dağılımı da sonucu doğrudan etkiler. Fazla çalışma yaptığını ileri süren işçi bunu ispatla yükümlüyken, ücretin ödendiğini ispat yükü işverendedir. Çağrı üzerine çalışmada işverenin çağrı yapıp yapmadığı ve önceden bildirimde bulunup bulunmadığı, yazışmalar ve çağrı kayıtlarıyla ortaya konur. Çağrı yapılmamış olsa bile kararlaştırılan sürenin ücreti doğduğundan, çalışma düzenine ilişkin kayıtların işverence düzenli tutulması ve saklanması ayrıca önem taşır. Kısmi süreli çalışanın kıdem ve ihbar tazminatına esas hizmet süresi, çalışılan gün sayısına göre değil sözleşmenin devam ettiği süreye göre belirlenir.
Kısmi süreli iş sözleşmesi, işçinin normal haftalık çalışma süresinin, tam süreli çalışan emsal işçiye göre önemli ölçüde daha az belirlendiği sözleşmedir (4857 sayılı İş Kanunu m.13). Kısmi süreli çalışan işçi, ayrımı haklı kılan bir sebep olmadıkça tam süreli emsaline göre farklı işleme tabi tutulamaz.
Kısmi süreli çalışan işçinin ücreti ve bölünebilir nitelikteki hakları, tam süreli emsal işçiye göre çalıştığı süreyle orantılı olarak ödenir (4857 sayılı İş Kanunu m.13). Yıllık ücretli izne hak kazanmada kıdem koşulu aynen aranır. Kıdem ve ihbar tazminatı ile diğer yasal haklar bakımından da kısmi süreli çalışan korunur.
İşveren, aksi kararlaştırılmadıkça çağrıyı işçinin çalışacağı zamandan en az dört gün önce yapmak zorundadır (4857 sayılı İş Kanunu m.14). Taraflar çalışma süresini belirlememişse haftalık çalışma süresi yirmi saat kararlaştırılmış sayılır. Belirlenen sürede işçi çalıştırılsın veya çalıştırılmasın ücrete hak kazanır.
Kıdem, ihbar ve işçilik alacakları ile işe iade davalarında hukuki destek için bize ulaşın.
Belirli/belirsiz süreli, tam/kısmi süreli, çağrı üzerine ve deneme süreli iş sözleşmeleri ile İş Kanunu dayanağı.
Devamını oku ›Makale4857 sayılı İş Kanunu kapsamında uzaktan çalışmanın tanımı, sözleşme şekli ve tarafların yükümlülükleri.
Devamını oku ›MakaleHaftalık çalışma süresi, denkleştirme ve ara dinlenme hakkı.
Devamını oku ›MakaleHaftalık 45 saati aşan çalışmalarda fazla mesai hakkı.
Devamını oku ›MakaleDeneme kayıtlı iş sözleşmesinde sürenin sınırı ve fesih kuralları.
Devamını oku ›MakaleKullandırılmayan yıllık izinlerin ücrete dönüşmesi.
Devamını oku ›