Bir çalışan görevini yaparken eser meydana getirdiğinde, eser sahibi yine çalışandır; ancak mali hakları kullanma yetkisi kural olarak işverene ait olur.
Fikri hukukta eser sahipliği, eseri meydana getiren gerçek kişiye aittir ve devredilemez bir bağ kurar. Çalışanın işverenle ilişkisi, eser sahipliğini ortadan kaldırmaz; çalışan eserin sahibi olmaya devam eder.
Aralarındaki özel sözleşmeden veya işin mahiyetinden aksi anlaşılmadıkça; memur, hizmetli ve işçilerin işlerini görürken meydana getirdikleri eserler üzerindeki mali hakları kullanma yetkisi, bunları çalıştıran veya tayin eden kişilere aittir. Tüzel kişilerin organları da bu kapsamdadır.
İşveren yalnızca mali hakları kullanma yetkisine sahip olur; eser sahibinin adının belirtilmesi gibi manevi haklar çalışanda kalır. Bu nedenle işveren, eseri ticari olarak değerlendirirken eser sahibinin manevi haklarını ihlal etmemelidir.
Tarafların iş veya hizmet sözleşmesinde eserin mali haklarının kapsamını, devrini ve kullanımını açıkça düzenlemeleri olası uyuşmazlıkları önler. Yazılım, tasarım ve içerik üretimi gibi alanlarda bu düzenleme özellikle önemlidir.
Çalışan eserlerinde hak sahipliğinin netleştirilmesi, hem işveren hem çalışan açısından önem taşır. Sözleşmelerin doğru kurgulanması ve uyuşmazlıkların çözümü için hukuki destek almanız tavsiye edilir.
Fikir ve sanat eserlerinde, çalışanın işini görürken meydana getirdiği eser üzerindeki mali hakları kullanma yetkisi, aksi kararlaştırılmadıkça kanun gereği doğrudan çalıştırana geçer. Buluşlarda ise durum farklıdır; çalışanın iş yerindeki görevine dayanan hizmet buluşu bakımından işverenin hak kazanması, kanunda öngörülen bildirim ve hak talebi usulünün işletilmesine bağlıdır (6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu m.113 ve devamı). İki rejim, sonuçları ve işleyişi itibarıyla birbirinden açıkça ayrılır. Bu ayrımın gözden kaçırılması, işletmede geliştirilen ürünler bakımından hak sahipliğinin sonradan tartışmaya açılmasına yol açar. Uyuşmazlık genellikle çalışanın işten ayrılmasıyla ortaya çıkar.
Çalışan, hizmet buluşunu gecikmeksizin işverene yazılı olarak bildirmekle yükümlüdür; işveren kanunda öngörülen sürede hak talebinde bulunmazsa buluş serbest buluş hâline gelir. İşveren tam hak talep ederse çalışana makul bir bedel ödemesi gerekir. Buna karşılık eserlerde çalışana ücret dışında ayrıca bedel ödenmesi kanunen öngörülmemiş olup, böyle bir talep ancak sözleşmeye dayanabilir. Yazılım geliştiren ekiplerde her iki rejimin aynı çalışma bakımından birlikte gündeme gelmesi mümkündür. Araştırma geliştirme ve tasarım birimlerinde görev tanımlarının açık yazılması, hangi rejimin uygulanacağının belirlenmesini kolaylaştırır. Görev tanımı belirsiz kaldığında ispat güçleşir.
En sık yapılan hata, bağımsız çalışanlardan veya ajanslardan alınan işlerin de aynı kural kapsamında sanılmasıdır. Kanundaki düzenleme, hizmet veya iş sözleşmesiyle çalışanlar ile tüzel kişilerin organlarına ilişkindir; serbest çalışan bir tasarımcıdan ya da yazılımcıdan hak edinmek için ayrıca mali hak devri sözleşmesi yapılması gerekir. Aksi hâlde işi sipariş eden taraf, çoğu zaman yalnızca teslim aldığı ürünün mülkiyetine sahip olur. Sipariş üzerine hazırlanan işlerde eserin kullanım amacı, süresi, mecrası ve yayım alanı da sözleşmede gösterilmelidir; aksi hâlde devrin kapsamı dar yorumlanır.
İkinci hata, devir sözleşmelerinin şekline uyulmamasıdır. Mali haklara ilişkin sözleşme ve tasarrufların yazılı olması ve konuları olan hakların ayrı ayrı gösterilmesi şarttır (FSEK m.52); bütün hakların devredildiğini belirten genel ifadeler tartışmaya açıktır. Üçüncü hata ise işverenin eseri değiştirirken veya eser sahibinin adını belirtmeden kullanırken manevi hakları ihlal etmesidir. Bu haklar çalışanda kaldığından, ihlal hâlinde ayrı bir talep hakkı doğurabilir. Ayrıca çalışanın işi dışında ve kendi imkânlarıyla meydana getirdiği eserler bu kural kapsamında olmadığından, üretim koşullarının belgelenmesi önem taşır.
Eser sahibi, eseri meydana getiren çalışanın kendisidir; iş ilişkisi eser sahipliğini ortadan kaldırmaz. Ancak sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça veya işin mahiyetinden aksi anlaşılmadıkça, çalışanın işini görürken meydana getirdiği eser üzerindeki mali hakları kullanma yetkisi çalıştırana aittir. Bu kural 5846 sayılı FSEK m.18/2'de düzenlenmiştir.
Hayır; işveren yalnızca mali hakları kullanma yetkisine sahip olur. Eser sahibinin adının belirtilmesi, eseri kamuya sunma ve eserde değişiklik yapılmasını men etme gibi manevi haklar çalışanda kalır. Bu nedenle işveren, eseri ticari olarak değerlendirirken çalışanın manevi haklarını ihlal etmemelidir.
Evet; taraflar iş veya hizmet sözleşmesinde mali hakların kapsamını, devrini ve kullanım koşullarını açıkça düzenleyebilir. 5846 sayılı FSEK m.18/2 hükmü, aksinin kararlaştırılmasına imkân tanır. Yazılım, tasarım ve içerik üretimi gibi alanlarda bu düzenlemenin yapılması olası uyuşmazlıkları önler.
Telif hakkı, eser sahipliği ve fikri haklara ilişkin uyuşmazlıklarda hukuki destek için bize ulaşın.
Eser sahibinin manevi ve mali hakları, kapsamı ve devri.
Devamını oku ›MakaleEser üzerinde adı geçen kişinin sahip sayılmasına ilişkin karine.
Devamını oku ›MakaleMali hakların devri ve ruhsat (lisans) sözleşmeleri, yazılı şekil şartı ve FSEK dayanağı.
Devamını oku ›MakaleEser sahibinin manevi hakları ile mali hakları arasındaki fark, devredilebilirlik ve FSEK dayanağı.
Devamını oku ›MakaleBilgisayar programlarının telif korumasından yararlanması.
Devamını oku ›MakaleÇalışan buluşları, hizmet buluşu-serbest buluş ayrımı, bedel hakkı ve SMK dayanağı.
Devamını oku ›