Bir eserin adı veya ayırt edici alameti, eser sahipliği şartlarından bağımsız olarak da iltibasa karşı korunur. Bu koruma, tüketicinin yanıltılmasını ve emek hırsızlığını önlemeyi amaçlar.
5846 sayılı Kanunun 83'üncü maddesi uyarınca bir eserin adı ve alametleri ile çoğaltılmış nüshalarının şekilleri, iltibasa meydan verebilecek şekilde başka bir eserde veya onun çoğaltılmış nüshalarında kullanılamaz. Bu koruma, özgün ve ayırt edici nitelikteki isimlere ve görsel unsurlara uygulanır.
Kanun, bu korumanın uygulanmasını kanunun 1, 2 ve 3'üncü bölümlerindeki eser olma şartlarının gerçekleşmesine bağlamamıştır; yani korunan ad veya alamet mutlaka bir eser üzerinde bulunması gerekmez, kendisi ayırt edici olduğu sürece korumadan yararlanır.
Ayırt edici bir vasfı bulunmayan, umumen kullanılan ad, alamet ve dış şekiller bu korumanın dışında tutulmuştur. Örneğin sektörde yaygın olarak kullanılan jenerik bir isim veya görsel format, tek bir eser sahibine hasredilemez ve başkaları tarafından da kullanılabilir.
Bu ayrım, hem yaratıcı emeğin korunmasını hem de dil ve kültürün ortak unsurlarının serbestçe kullanılmasını dengeler. Uyuşmazlık halinde mahkeme, ilgili ad veya alametin sektör içinde ayırt edicilik kazanıp kazanmadığını somut delillerle değerlendirir.
FSEK m.83 uyarınca, tecavüz eden kişi tacir olmasa dahi, birinci fıkra hükmüne aykırı hareket edenler hakkında haksız rekabete ilişkin hükümler uygulanır. Bu düzenleme, ad ve alamet ihlallerinde özel bir hukuki yaptırım mekanizması kurar.
Hak sahibi, iltibas yaratan kullanımın durdurulmasını, sonuçlarının ortadan kaldırılmasını ve uğradığı zararın tazminini talep edebilir. Ayrıca süreli yayınların isimleri bakımından Basın Kanununun 14'üncü maddesindeki hükümler saklı tutulmuştur.
Fikir ve sanat eserlerinden kaynaklanan hukuk davaları, fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesinde görülür; bu mahkemenin bulunmadığı yerlerde görevlendirilen asliye hukuk mahkemesi bu sıfatla davaya bakar (5846 sayılı Kanun m.76). Eser adının veya alametinin iltibas yaratacak biçimde kullanılması hâlinde açılacak tecavüzün tespiti, men ve ref davaları ile maddi ve manevi tazminat istemleri bu mahkemenin görev alanındadır. Fiilin suç oluşturduğu hâllerde ise fikri ve sınai haklar ceza mahkemesi görevlidir. Talep sonucunun doğru kurulması, hem görevin hem de uygulanacak yargılama usulünün belirlenmesinde belirleyici olur.
Yetki bakımından genel kural uyarınca dava, davalının yerleşim yeri mahkemesinde açılır (Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.6). Kullanım haksız fiil niteliğinde olduğundan, fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yer mahkemesi de yetkilidir (HMK m.16). İnternet üzerinden gerçekleşen kullanımlarda içerik kısa sürede değiştirilebildiğinden, dava açılmadan önce delil tespiti istenmesi ispat bakımından önem taşır. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ihtiyati tedbir yoluyla kullanımın durdurulması da talep edilebilir. Birden çok davalı bulunması hâlinde dava, bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir ve bu durum takibi kolaylaştırır.
Eser adı ve alametlerinin korunması, marka korumasından farklıdır. Marka koruması tescile dayanır, belirli mal ve hizmet sınıflarıyla sınırlıdır ve Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde yürütülen bir süreci gerektirir. 5846 sayılı Kanunun 83 üncü maddesindeki koruma ise tescil şartına bağlı değildir; adın veya alametin ayırt edici olması ve iltibas tehlikesinin bulunması yeterlidir. Bir eser adı aynı zamanda marka olarak tescil edilmişse, hak sahibi her iki korumadan birlikte yararlanabilir. Bu nedenle uygulamada eser adları, ticari değeri yüksek yapımlarda ayrıca marka olarak da tescil ettirilmektedir.
Bu koruma haksız rekabet hükümleriyle de yakından ilişkilidir. Başkasının iş ürünlerinden ve tanıtım işaretlerinden haksız biçimde yararlanmak, dürüstlük kuralına aykırı davranış olarak haksız rekabet oluşturur (Türk Ticaret Kanunu m.54 ve m.55). Kanun, eser adına ilişkin bu özel korumanın genel hükümlere göre daha geniş bir korunma istenmesine engel olmadığını belirtir. Uygulamada davacılar çoğu zaman her iki dayanağı birlikte ileri sürer; hangi temelin uygulanacağı, kullanımın niteliğine ve tarafların ticari faaliyetine göre belirlenir.
Ayırt edici nitelikteki bir eser adı, iltibasa yol açacak şekilde başka bir eserde kullanılamaz; ancak jenerik ve ayırt edicilikten yoksun adlar bu korumanın dışındadır.
Hayır, m.83 uygulaması kanunun eser olma şartlarının gerçekleşmesine bağlı değildir; korunan unsur ayırt edici ad veya alamettir.
Tecavüz eden tacir olmasa bile Türk Ticaret Kanunundaki haksız rekabet hükümleri uygulanır ve hak sahibi tazminat talep edebilir.
Eser sahipliği, telif sözleşmeleri ve hak ihlallerine karşı FSEK kapsamında dava ve danışmanlık hizmeti sunuyoruz. Durumunuzu birlikte değerlendirelim.
Eser Sahibinin Adının Belirtilmesi Yetkisi hakkında bilgi ve hukuki destek.
Devamını oku ›MakaleTeknolojik Koruma Önlemlerinin Etkisiz Kılınması hakkında bilgi ve hukuki destek.
Devamını oku ›MakaleFonogram yapımcısının hakları, seslerin ilk tespitine bağlı olarak çoğaltma, dağıtım ve umuma iletim yetkilerini içerir. Lisans ve ihlal hâlleri ele alınıyor.
Devamını oku ›MakaleFikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre koruma dışı tutulan metinler, kanun ve yargı kararları gibi resmî belgelerin serbest kullanımı ile sınırları.
Devamını oku ›MakaleMali Haklarda Basit Ruhsat ve Tam Ruhsat Farkı hakkında bilgi ve hukuki destek.
Devamını oku ›MakaleFotoğraf Eserlerinin Fikri Mülkiyet Kapsamında Korunması hakkında bilgi ve hukuki destek.
Devamını oku ›