İdarenin eylem ve işlemlerinden doğan zararın tazmini: zorunlu ön başvuru, bir yıl ve beş yıllık süreler, dava açma usulü.
Tam yargı davası, idari işlem veya eylem nedeniyle kişisel hakkı doğrudan zarar görenlerin bu zararın giderilmesi için açtığı davadır. İptal davası işlemi ortadan kaldırmayı, tam yargı davası ise zararı tazmin ettirmeyi amaçlar.
İki dava birlikte de açılabilir. İYUK m. 12 uyarınca ilgililer, haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla doğrudan doğruya tam yargı davası açabilecekleri gibi, iptal ve tam yargı davalarını birlikte veya önce iptal davası açıp, kararın verilmesi üzerine bu karara göre doğan zararlarını ayrıca tam yargı davasıyla da isteyebilirler.
İdari eylemlerden doğan zararlarda doğrudan dava açılamaz. İYUK m. 13/1 uyarınca hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir.
Başvurunun kısmen veya tamamen reddi hâlinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren; istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde ise bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde dava açılabilir. Yani sessizlik de ret sayılır ve süreyi başlatır.
Uygulamada sık karşılaşılan bir durum için kanun kolaylık getirmiştir. İYUK m. 13/2 uyarınca görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi hâlinde, sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz.
Bu hüküm, hangi yargı kolunun görevli olduğu tartışmalı dosyalarda hak kaybını önler. Yine de görev reddi kararının kesinleşme tarihi ve yeni davanın açılma süresi dikkatle hesaplanmalıdır.
İdarenin tazmin sorumluluğu iki esasa dayanır. Birincisi hizmet kusurudur: hizmetin hiç işlememesi, geç işlemesi veya kötü işlemesi. İkincisi kusursuz sorumluluktur: risk ilkesi ve kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi gereği, kusur aranmaksızın tazmin yükümlülüğü doğar.
Davacının ispat etmesi gereken üç unsur vardır: zarar (maddi ve/veya manevi, somut ve belgeli), idari eylem veya işlem ve ikisi arasındaki illiyet bağı. Zarar görenin kendi kusuru varsa tazminat indirilebilir; mücbir sebep, beklenmeyen hâl ve üçüncü kişinin ağır kusuru illiyet bağını kesebilir.
Dilekçede zararın kalemleri ayrı ayrı gösterilir: tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücü kaybı, malvarlığındaki azalma ve manevi tazminat. Her kalem için delil (fatura, rapor, bilirkişi tespiti, banka kaydı) eklenmelidir. Faiz talebi ve başlangıç tarihi de açıkça yazılır.
Miktar konusunda dikkatli olunmalıdır: dava değeri harç ve vekâlet ücretini belirler. Zararın kapsamı yargılama sırasında netleşecekse, ıslah imkânı gözetilerek talep kurgulanmalıdır. Ayrıca idari işlemden doğan zararlarda ön başvuru şartı aranmadığından, süre doğrudan işlemin tebliğine göre hesaplanır.
SMK m. 6/9 kısa ve nettir: kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Bu bent bağımsız bir nispi ret nedenidir; başvurunun önceki bir markayla benzer olması ya da aynı sınıfta bulunması şart değildir. Kötüniyet, başvuru anındaki iradeye bakılarak değerlendirilir.
Uygulamada kötüniyet itirazı çoğu zaman tek başına değil, diğer bentlerle birlikte ileri sürülür. En sık birlikte kullanılanlar şunlardır: karıştırılma ihtimali (m. 6/1), ticari vekil veya temsilcinin marka sahibinin izni olmaksızın ve haklı bir sebebe dayanmaksızın kendi adına yaptığı başvuru (m. 6/2), tescilsiz marka veya ticaret sırasında kullanılan başka bir işaret üzerinde önceden hak elde edilmiş olması (m. 6/3) ve tanınmışlık korumaları (m. 6/4 ve 6/5).
Kademeli itiraz stratejisi önemlidir: m. 6/3'e dayanmak için başvurudan veya rüçhan tarihinden önce gerçek kullanımın belgelenmesi gerekir; m. 6/2 ise taraflar arasında bir vekillik veya temsil ilişkisi bulunmasını arar. Bu iki ilişkiden biri kanıtlanabiliyorsa, kötüniyet iddiası da ispat bakımından belirgin biçimde güçlenir. Yenilenmeme hâlleri için m. 6/7 ve 6/8'deki üç ve iki yıllık özel süreler ayrıca gözetilmelidir.
İdari eylemlerden doğan zararlarda evet. Öğrenmeden itibaren bir yıl, her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurulması gerekir (İYUK m. 13/1).
İstek hakkında otuz gün içinde cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır ve bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde dava açılabilir.
Evet. İptal ve tam yargı davaları birlikte açılabileceği gibi, önce iptal davası açılıp karar üzerine doğan zararlar ayrıca tam yargı davasıyla da istenebilir (İYUK m. 12).
Görev yönünden reddedilirse, sonradan idari yargıda açacağınız davada idareye başvurma şartı aranmaz (İYUK m. 13/2).
Hizmet kusuruna dayanıyorsanız evet. Ancak risk ilkesi veya kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesine dayalı kusursuz sorumluluk hâllerinde kusur aranmaz; zarar ve illiyet bağının ispatı yeterlidir.
Marka, patent ve tasarım haklarınızın korunmasında hukuki destek için bize ulaşın.